Haber

Oktay Vural: İYİ Parti bu milletin gözü kulağı kulağı vicdanı olacak

ANKARA – Türk siyasetinin değerli isimlerinden Oktay Vural, adının özdeşleştiği Milliyetçi Hareket Partisi’nden (MHP) istifa ederek siyasete uzun bir ara verdi. MHP denilince akla gelen birkaç isimden biri olduğu, 1995’te milletvekili adayı olduğu, dört dönem milletvekili ve genel başkan yardımcısı olduğu için “adı belli” diyoruz. iki dönem için bir küme için.

MHP’den ayrılışı birçok kişiyi şaşırtan ve MHP seçmenini üzen Vural’ın, istifasının ardından MHP içinde muhalefetle birlikte yeni bir yol çizeceği ve UYGUN Partisi’nde yer alacağı konuşulmaya başlandı. kuruluş dönemindeydi. Ancak Vural, 5 yıldan fazla aktif siyasette yer almamayı tercih etti.

2023 seçimlerinin ardından aktif siyasete dönme kararı alan Vural, tercihini UYGÜN Partisi’nde yaptı. Vural, seçimin ardından gerçekleşen YETER Partisi kongresinde genel başkanlığın ardından partinin en değerli koltuğu olan Siyasi İşler Başkanlığı’na atandı.

Yerel seçimler arifesinde aldığı kritik mağlubiyetin ardından yeniden siyaset arenasına dönen Vural’ı siyasete dönmeye iten en değerli nedenler, siyasette değişim ihtiyacı ve DÜZGÜN’ün yaptığı “yeni dönem, yeni yol” vurgusu oldu. Parti Genel Başkanı Meral Akşener. Vural, bu yeni yolda Akşener’le birlikte yürümeye karar verdi.

Siyasete dönüş kararının yanı sıra geride bıraktığımız seçimleri ve GÜZEL PARTİ’nin yeni yolunu konuştuğumuz Vural’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle oldu:

‘AKŞENER MÜCADELEYE KATKIDA BULUNMAMI İSTEDİ VE BENİ DAVET ETTİ’

Aktif siyasete çok uzun bir orta verdiniz. Neden bu kadar uzun bir ara verdiniz ve sizi bugün siyasete dönmeye iten neydi?

24 Haziran 2018 tarihinde milletvekilliğim sona erdi. 24 Haziran 2023 seçimlerinden sonra siyasete geri döndüm. Aktif olarak siyaset yapmama rağmen sosyal medyada, konferanslarda ve televizyonda görüşlerimi dile getirdim. Türkiye’nin meselelerinde her zaman siyasi bir duruşum olmuştur. Ben siyasetten geçimini sağlayan bir insan olmadım, siyasetten geçimimi sağladım.

Bu süreçte hep Türkiye’de bir yenilenme, bir değişim olması gerektiğini düşündüm. Türkiye’de bu değişimi sağlaması gereken siyaset dünyasıdır. Sayın Akşener kongrede yeni bir döneme, yeni bir yola vurgu yaptı. Yaptığımız görüşmelerde benim de bu sürece katkı sağlayabileceğimi düşündük. Parti siyasetinde görüş ve düşüncelerimi ifade etmemi, mücadeleye katkı sağlamamı istedi ve davet etti. Ayrıca İYİ Parti’nin siyasi duruşunun toplumla buluşmasını sağlama ve daha geniş kitlelere ulaştırma sürecinde olmamı istedi. memnuniyetle kabul ettim.

‘YENİ BİR SİYASİ ZEMİNE İHTİYAÇ VAR’

Siyaseti nasıl bıraktınız, nasıl buldunuz?

Ara verdiğim dönem sistem değişikliği dönemidir. Meclisin etkisiz kaldığı, istikrar ve denetim araçlarının zayıfladığı, milletvekillerinin kendini güçlü hissetmediği bir dönem. Kişisel ve kutuplaşmış bir siyaset konusudur. Bu nedenle dünden çok farklı bir siyaset var. Kendini ifade etmede önemli sorunlarla karşılaşıldığı bir ortamdır. İnsanların birbirini anlamaktan uzaklaştığı, düşmanlaştırıldığı, ötekileştirildiği, diyalog ve uzlaşmanın giderek ortadan kalktığı bir siyasi ortam.

Bu tıkanıklığın aşılması ve Türkiye’nin yenilenmesi gerekiyor. Hem kendi iç dengemizi hem de toplumun iç dengesini sağlayabilecek bir zeminin topluma sunulması gerekiyor. Yeni bir siyasi zemin olması gerektiğini güvenle söyleyebilirim. Toplumsal değerleri kavrayan ve kapsayan bir denge olması gerekir. Bu denge ne kadar güçlü olursa, Türkiye’nin sıkıntılarını analiz etmek o kadar kolay olur, toplumun geniş kesimlerine ulaşır. YETER Partisi bu dengeyi sağlayabilecek yeri temsil eder.

‘SEÇİM SÜRECİNDE AKŞENER İLE GÖRÜŞLERİMİ İLE İLGİLİ OLARAK İRTİBATA GEÇİRME FIRSATIM VAR’

Siyasete atılmanızın ortasında fikirlerinizi kamuoyu ile paylaştığınızı söylediniz. Seçime giden süreçte Meral Akşener ile birebir görüş alışverişinde bulundunuz mu?

Farklı ortamlarda zaman zaman görüşlerimi aktarma fırsatım oldu. Bu süreçte bir aydın olarak bu yenilenmenin nasıl olması ve neler yapılması gerektiğini çeşitli vesilelerle aktardım.

Altılı Tablo tarafında, kazanacaklarından çok emin bir şekilde seçime gittiğine dair yaygın bir gözlem var. Bu gözleme katılır mısın? Muhalefet neden kaybetti sizce?

O zamanlar içeriden değil dışarıdan bakıyordum. Dolayısıyla bu konuda yapacağım değerlendirmeler bir parti kimliği üzerinden yapılmayacaktır.

Benim gördüğüm şuydu; Kutuplaşmış bir Türkiye’de iktidar veya muhalefet ideolojik olarak kutuplaşırsa seçmen de benzer bir pozisyon alabilir ve geçirgenliğini azaltabilir diye düşündüm. Mevcut kutuplaşmayı ideolojik kutuplaşmaya çevirirseniz seçmenin geçirgenliği azalabilir.

Bir şeyler kazanmadan geleceği tasavvur etmek pek mantıklı değil. Akşener Bey, toplumun çoğunluğunun değişim talebinin farkındaydı ve ‘kazanmaya aday’ vurgusu yaptı. Gördüğüm kadarıyla Akşener Bey belirlenecek bir yoldan bahsediyordu. Peki kazananı nasıl belirleyeceğiz? Bunun tarzı belirlenmemiştir. Meğer yol temelden önce gelirmiş.

Toplumun hassas olabileceği bazı konular da vardır. Terörizmle bağlantının kamuoyu tarafından algılanması sorunu. Hatırlarsanız Meral Hanım’ın itirazları vardı; ‘HDP’li olmak istiyorsan gelsin’ yaklaşımı vardı. Toplumun bu bahisteki algısı yönetilemedi.

Bütün bunlar dikkate alındığında, bir şeyler kazanabilmek için bu engellerin dikkate alınması ve gerekli koşulların oluşturulması gerektiği görülmektedir.

‘AKŞENER ADAYDA HAKLI OLDU’

Meral Akşener’in ‘kazanacak aday’ vurgusunun da Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu yıprattığı yorumlandı. Söylediklerinizden Akşener’in “aday kazansın” ısrarında haklı olduğunu düşündüğünüzü anlıyorum.

Kazanan haklıydı. ‘Kaybetmeye aday’ demeyecek. Üstelik ‘kazanmaya aday’ derken aslında ‘nasıl ve kiminle kazanılır’ sorusuna cevap arıyordu. ‘Kazanacağım’ demedi. ‘Başkası kazanıyor’ demedi. ‘Kazanacak’ dedi. Bunu tespit etmenin birkaç yolu vardır; anketler, trend anketleri gibi. Bir prosedür seti olmadan temel midir?

Öyleyse; Dışarıdan biri olarak söylüyorum sorunun muhatabı Meral Akşener değil. Herhalde masadaki diğer başkanlara da sormak gerekiyor; ‘Neden bir yöntem belirleyip süreci o şekilde yönetmediniz? Prosedür olmamasına neden itiraz etmediniz?’

‘İMAMOĞLU YAVAŞ OLMAZSA KILIÇDAROĞLU KİMİNLE TOPLANTI YAPAR?’

Kazanan aday tartışmasında temas edilen en kritik saldırı, Akşener’in masadan ayrılması oldu. Yanlış bir atılım olduğunu düşünüyor musunuz? Ve masaya geri dönmek gerçek karar mıydı?

Güzel ülkemin ekonomisi kötü, dış politikası berbat, yönetim sistemi kişiye özel, otoriterlik var. Toplumun da değişim talebi vardır. Olaya bu şekilde baktığında, kaba davranmak istemiyordu. Sonuç olarak bu denklemi güçlendirecek şahsiyetleri sürece dahil etmeyi tercih etmiş, Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş’ın sürece katılımını sağlayarak denklemi güçlendirmiştir. Çünkü birçok ankette bu iki isim ön plana çıktı. Böylece en azından bazı bilgiler ve kamuoyu dikkate alınarak bir adım atılmış oldu. Akşener Bey sürece iki büyükşehir belediye başkanını dahil etti. Kazanmak için önemli bir atak yaptı. İmamoğlu ve Yavaş olmasaydı ne olurdu? Sayın Kılıçdaroğlu kimlerle miting yapacak? Ayrıca belediye liderleri yönetici oldukları için eylemleri de kazanan bir etkiydi.

‘AKŞENER DEĞİŞİM TALEBİNİ VE MİLLETİNİ ALIR’

Dolayısıyla Akşener Bey’in aday vurgusu ve masadaki tavrı doğruydu. Toplumsal değişim talebini, halkını ve ulusunu önceliklendirdi. Kendi partisi kazanır kazanmaz bunu düşünmedi. Masanın üzerine koydu. Sofradan ayrılışı da, sofraya dönüşü de toplum içindi. Başka bir şey aramaya gerek yok. Herhangi bir beklenti var mı? Hayır. Diğer liderler de kendisi başkan yardımcısı adayları için yarıştı. Millet İttifakı’nın iki partisi vardı. Bir Cumhuriyet Halk Partisi ve UYGUN bir Parti. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, cumhurbaşkanı adayı, İYİ Parti Genel Başkanı ise Başkan Yardımcısı adayıdır. Sayın Akşener kendi partisinin başında meclisi hedef alabilirdi. Bütün bunları kabul etti ve toplumsal değişimi sağlamak ve kazanmak için adımlar attı.

‘Bayan. MERAL HAKLIYDI’

Tüm bu tartışmaları değerlendirdiğinizde Meral’in tutumu haklı değil miydi? Bence haklıydı, haklıydı. Altılı Tablo’daki birinin bunu hesaba katması gerekmez miydi? Bence olmalı. Bütün bunlar ortadayken Meral Hanım hiçbir zaman “kaybetti” demedi, hep “kaybettik” dedi. Stile bak. Suçu bir oburun üzerine atmadı ve kimseyi suçlamadı. Bağırmasının ve duruşunun arkasında bazı gerçekleri paylaşma arzusu olduğunu görmek gerekiyor.

“KAZANACAĞINI DÜŞÜNENLER KAYBETTİ, KAZANACAĞINI DÜŞÜNENLER KAZANDI”

Son seçimin belirleyicilerinden biri de ittifak sistemiydi. Table of Six’in başarılı bir ittifak testi vermediğini söyleyebilir miyiz?

50+1. Artı alındığında her şey alınır. Bu nedenle siyasi bir duruş değildir; sayısal bir duruş getiriyor. Herkes toplum çıkarlarını değil, siyasi çıkarlarını maksimize etmeye çalışan bir duruş içinde. Bundan dolayı ittifaklardaki ‘artı olanlar’ onları ne getirdi ne de götürdü; ona bakmalısın Bu süreçte sadece Meral Hanım’ın siyasi çıkarlarla hareket etmediğini düşünüyorum. Bu süreçte hangi kuruluşların siyasi çıkarları için hareket ettiğinin takdirini siz değerli okurlara bırakıyorum.

Meral Hanım bir yandan kazanmayı düşünürken diğer yandan ‘Kazandıktan sonra ne yapacağız?’ bir ruh hali. Bunun arkasında kimin veya neyin siyasi çıkarı olduğunu bilmiyorum. Ancak şu çok açık; Cumhur İttifakı kazanmak için daha çok düşündü ve çalıştı. Kazandıktan sonra düşünenler kaybetti, kazanmayı düşünenler kazandı.

‘HDP’NİN GÖRÜNÜRLÜĞÜ SEÇMEN GEÇİRGENLİĞİNİ AZALTTI’

Seçim döneminde “milliyetçilik” kavramı çok tartışıldı. İktidarın sık sık yaptığı “hayatta kalma” vurgusunun toplum tarafından karşılandığı, Altı Levha’nın toplumun milliyetçi hassasiyetlerine hitap edemediği ve bunun da İktidar’ın kaybının en değerli nedenlerinden biri olduğu yorumlandı. seçim. Bu yoruma katılıyor musunuz? Altı Masa ve masanın değerli bileşenlerinden ÂLÂ Partisi milliyetçilik konusundaki hassasiyetini topluma aktaramadı mı?

İYİ Parti’yi milliyetçi hassasiyetler üzerinden eleştirmek haksızlık olur. Kutuplaşmış bir ülkede mevcut kutuplaşmayı ideolojik kutuplaşmaya çevirirseniz seçmen geçirgenliği azalır. Terörle anılan bir parti olan HDP’nin görünürlüğü toplumdaki bu geçirgenliği azaltan en önemli etkenlerden biri olmuştur. Bu bağlamda Meral Hanım’ın “HDP’yi alın, çıkalım” açıklamasının arkasında hangi mesajların olduğunu düşünmek gerekir.

Sonuç olarak seçimde oy tercihini değiştirecek birinin kararını değiştirmesine ve başka bir parti ya da kişiye destek vermesinin önünde hiçbir engel olmamalıdır. Ama engeller onun için zordu.

“İYİ PARTİ’NİN VARLIĞI, HDP’NİN TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRMEDE FAKTÖR OLMADIĞINI GÖSTERİYOR”

Cumhurbaşkanlığı adayı Kılıçdaroğlu’nun HDP ile temasının görünür olması bahsettiğiniz geçiş oyu için bir engel miydi?

İYİ Parti’nin masada bulunması zaten HDP’nin devlet yönetiminde etkili olmasına engel olabilecek bir şeydi. HDP’nin siyasi duruşu Kılıçdaroğlu’nu desteklemek olsa da GÜZEL Partisi’nin varlığı HDP’nin Türkiye’nin geleceğini şekillendirmede bir etken olmayacağını gösterdi. Meral Hanım da bundan bahsetmişti. Ancak durum bu olsa bile karşı tarafın kullanabileceği bir şeydi. Bir şeyi nasıl yaptığınız kadar karşı tarafın da yaptığınız şeyi nasıl algılayacağını düşünmeniz gerekir. Bir başkası senin zayıflıklarını kullanır.

“KÜRT SORUNUNUN BAŞKA SİYASİ HEDEFLERİ OLMALIDIR”

HDP konusundaki tavrımızın net olduğundan bahsetmiştiniz. Kürt meselesindeki duruşunuzu ve Kürt seçmene karşı tutumunuzu nasıl tanımlarsınız?

Kürtleri problem olarak gören bir parti değiliz. Böyle bir sorunun varlığını kabul ettirenlerin başka siyasi emelleri vardır. Soruna vatandaş ekseninde bakıyoruz. Bu coğrafyayı vatan yapmış, milli kimliğinin bir parçası haline gelmiş tüm vatandaşlarımızı bu milletin asli evlatları olarak görüyoruz. Biz etnisiteye dayalı, fay hatları üzerinden siyaset yapan bir parti değiliz. Onları tehlikeli görüyoruz.

‘KÜRT OYLARINA SİYASİ İPOTEK VERMEYİ DOĞRU DÜŞÜNMÜYORUZ’

Kürt seçmen olabilir. Bunları ele alabilmek için ortak noktalarımızdaki sıkıntıları söze dökmemiz ve ortak geleceğe birlikte hatasız gitmemiz gerekiyor. Ne de olsa Kürt olmaları başka bir partiye oy vermelerine veya sempati duymalarına engel değil. Ulusal kültürde miyiz? Ortak kaderde miyiz? Ortak gelecekte miyiz? O zaman neyi ayırt edeceğiz? Bu nedenle Kürt seçmene siyasi ipotek konulmasını doğru bulmuyoruz. Elbette insanların farklı etnik kimlikleri olabilir. Onlara saygı duyacaksın ama siyaseti o eksene indirgemeyeceksin. Bu, otoriterliği ve feodalleşmeyi aynı anda sağlar. Diğer birçok sorun göz ardı edilir. Politikacılar bu kimliği kullanarak üzerine binmek istiyor. Seçim döngüsü ayırır ve çatışır. Bu tuzaktan kaçınılmalıdır.

“İYİ PARTİ MİLLETİN GÖREN GÖZÜ, İŞİTEN KULAĞI, BİLİNCİ OLACAKTIR”

Sosyal medyada sıklıkla “yeni dönem” vurgusu yapıyorsunuz ve röportajlarınızda siyasette yeni bir çığır açmaktan bahsediyorsunuz. Bu yeni dönemi nasıl tanımlarsınız? UYGÜN Partisi’nin siyasetinde ve siyaset yapış biçiminde neler değişecek?

Kendini topluma daha uygun ifade edebileceği bir sürece girecektir. Mecburiyet ve kanaat ilişkisine indirgenen siyasetin dışına çıkacaktır. Mevlana’nın güzel bir sözü vardır; “Fikir olsun ki yol açsın, yol açsın ki hakikate ulaşsın.” GÜZEL Parti bunun için çalışacak. Bir yol açacaktır.

Politikacılar kendi doğrularını yaratırlar ve toplumun doğrulara ulaşmasını engellerler. Halk kendi kederini yakamaz. Kendi derdine yanan, kendi derdine çare bulan bir Türkiye istiyoruz. Siyasetçinin istediği koltuğa ulaşması Türkiye değildir. Kutuplaşma toplumun gerçeğe ulaşmasını engeller. Böyle bir ilerleme sağlayamayız. Sosyal özelliklerimizi geliştirmemiz gerekiyor.

İYİ Parti bu milletin gören gözü, işiten kulağı ve uyanık vicdanı olacaktır. Toplumun gerçeklerine döneceğiz. Toplumsal gerçeklere ulaşmada engel olmayacağız ama toplumsal gerçeklere ulaşmayı sağlayan biz olacağız. Toplumu mecburiyet ve mahkumiyetten kurtaracağız, bu zincirleri kıracağız. Size yeni bir yol göstereceğiz.

Biz milliyetçi ve milliyetçi bir partiyiz. Bizler inançlıyız, vatanseveriz, kalkınmacıyız, demokratız. Bunları açıkça ortaya koyacağız. Şu ya da bu şekilde bir partiyi destekleyenlerin içi rahat olmayanlara YETER Parti’yi anlatacağız. DÜZGÜN Parti’nin hem kamu ve ekonomi yönetimi hem de sosyal yönetim açısından aktaracağı çok şey var. Bu konuda fikir ve düşünceleri olan, iç dengeleri bu eksende bozulan herkesin bir araya gelmesinin zemini İYİ Parti’de pekişiyor.

“İTTİFAK ARIYORUZ VE TEKLİFİMİZ YOK, TÜRKİYE’Yİ DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUZ”

Komitelerinizde yerel seçimlere yönelik tutumunuzu tartıştığınızı biliyoruz. Sayın Buğra Kavuncu’nun konuyla ilgili güncel bir açıklaması var; “Türkiye’yi kaybedeceğiz dediğimizde bizi duymayanların gelip bize Ankara, İstanbul demeye hakları yoktur.” Öte yandan muhalefetin büyükşehirleri ittifaksız kazanamayacağına dair öngörüler var. Tavrınız ne olacak?

Çoğunlukla kaybettik. Bunun çaresi toplumsal çoğunluğu kendi lehlerine çevirmektir. Bunun için çalışacağız. Halkın çoğunu alacağız. Daha fazla sosyal destek sağlamaya çalışacağız. Bir ittifak gerekiyorsa, bu bir sonraki bahistir.

Yerel seçimlerin özellikleri vardır, özelliklerine göre bakılır, değerlendirilir ve yapılır. Şu anda bir ittifak söz konusu değil. Elbette partinin yerel seçimlerle ilgili bir tavrı olacaktır. Ancak ne bir ittifak arıyoruz ne de bir teklifimiz var. Türkiye’yi yenilemek istiyoruz. Türkiye’yi dönüştürmek istiyoruz. Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe doğru ilerlemesini istiyorsak, halkın çoğunluğunun bize dönmesini sağlamalıyız. Aldığımız oyu yeterli görmüyoruz. Yeterli görmezsek halka gideriz.

Partimiz yerel seçimlerin nasıl sonuçlanacağını değerlendirecek ama biz Türkiye’yi kazanmak istiyoruz, Türkiye’nin kazanmasını istiyoruz. Ana hedef budur. Türkiye’nin geleceğine talip oluyoruz, yönetimine talip oluyoruz. Yerel seçimlerde neler yapılabilir? Yerel seçimin özellikleri vardır. Bunun güncel bir sorun olduğunu düşünmüyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu